|

CHP MİLETVEKİLİ ADAY LİSTESİ
AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYARAK CHP MİLETVEKİLİ ADAY LİSTESİ GÖREBİLİRSİNİZ http://vekilblog.com/chpgenelmerkezi/Secim+Meydanlari
Genel Başkan Baykal; “Türkiye’yi RTE Türkiye’si Zannediyorlardı, Tandoğan’da Gördüler ki, bir de Mustafa Kemal Atatürk Türkiye
-“Artık Türkiye’de laiklik ve cumhuriyet sadece kurumların değil, milletin de sahipliği içindedir”
-“TBMM Başkanı dindar cumhurbaşkanı istiyor, tanımı böyle yapıyor. Bu bölücülük değilse, bu, Türkiye’nin devlet düzenini tahrip etmek değilse, bu Türkiye’nin toplumsal huzuruna mayın döşemek değilse nedir?”
-“Erdoğan seçilirse ilk kez sadece hükümet değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığı yetkileri de, anayasaya açıktan karşı çıkma arayışı içindeki bir kadronun, bir zihniyetin eline geçecektir”
-“Canım, ne olacak, seçiliversin! Seçildiği zaman o da değişir diye kendisini aldatmaya çalışan insanlar var. Bu, bir temel yanılgıdır”
-“Başbakan cesur davranmalıdır, cesur. Cesaret, şimdi burada, aday olmamayı göze alacak cesareti sergilemektir”
-“Başbakan bizimle konuşmayacakmış. Sağ olsun, bu konuda bir talebimiz yok. Önemli olan, benimle, bizimle uzlaşıp uzlaşmaması değil, o meydanda 14 Nisan günü bir araya gelmiş olan bir milyon insanla uzlaşsın, onları anlasın, onları dikkate alsın, onları göz önünde bulundurarak kararını alsın.”
-“AKP’liler diyor ki, Genelkurmay Başkanı’nın konuşması bize yönelik değildi.” Eğer, size yönelik değilse, Irak’ta Barzani de çıkıp diyebilir ki, Genelkurmay Başkanı’nın konuşması bana da yönelik değildi”
-“Sayın Ecevit’in Genel Sekreteri, DSP eski Milletvekili Gülay CHP’ye katıldı. Türkiye’nin bu ortamında çıkış yolunu Sayın Hasan Gülay göstermiştir. Herkese bu kararın örnek olması gerektiğini düşünüyoruz”
-“Önümüzdeki seçimden sonra bir CHP iktidarı ortaya çıkarsa, sınavsız olarak ilköğretim müdürü yapılan 15 bin öğretmenin tümü sınava tabi tutulacaktır”
İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) –Genel Başkan Deniz Baykal, “Türkiyeyi RTE Türkiye’si zannediyorlardı, Tandoğan’da gördüler ki, bir de Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’si var”dedi.
TBMM’de CHP Grup Genel Kurulu’nda görüşlerini açıklarken Başbakan’ın Tandoğan’da toplanan 1 milyonu aşkın kişinin görüşlerini dikkate almasını isteyen ve “Artık Türkiye’de laiklik ve cumhuriyet sadece kurumların değil, milletin de sahipliği içindedir” diyen Genel Başkan Baykal’ın konuşması şöyle ;
“ Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli konuklarımız; hepinizi içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar) Bu grup toplantımız, tarihi bir karar aşamasına çok yaklaştığımız bir noktada toplanıyor. Türkiye Cumhuriyetinin bugünü ve geleceği bakımından çok önemli tarihi kararların alınacağı bir sürecin içindeyiz. Cumhurbaşkanlığı süreci işlemeye başlamıştır. Önümüzde sadece günler. Kısa bir süre sonra çok önemli bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Bu noktada, hiç kuşku yok, bir kez daha cumhurbaşkanlığı seçiminin anlamı, önemi ve yol açabileceği gelişmelerle ilgili değerlendirmelerimi sizlere, sizler aracılığıyla vatandaşlarıma, milletimize yansıtmaya çalışacağım.
cumhurbaşkanlığı ülkeye, topluma, millete, devlete hayır getirecek, yarar getirecek.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’de kurumların yaptığı uyarılar, arkasından milletin çıkıp tavrını ortaya koymuş olması bütün dünyada büyük ilgiyle karşılandı ve çeşitli yorumlar yapıldı. Bu yorumlardan en dikkate değer olanlarından birisi Newyork Times’in yaptığı yorumdu: “İki ayrı Türkiye ortaya çıktı” dedi. Bakın, değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye’ye bakıp iki ayrı Türkiye konuşmaya başladılar. Bu ne zaman oluyor? Bu AKP iktidarında oluyor. Daha cumhurbaşkanlığı tartışmaları tamamlanmadan oluyor, iki ayrı Türkiye değerlendirmeleri. Bu gidişin iyi bir gidiş olmadığının, bundan daha iyi bir işaret olabilir mi? “İki ayrı Türkiye” deniliyor. Bu, kesinlikle benim anlayışıma göre doğru değil, böyle bir iki ayrı Türkiye yok, tek Türkiye var. (Alkışlar) İki Türkiye iddiası, AKP’nin uygulamalarından kaynaklanan, onun izlediği politikanın ortaya koyduğu bir sonuç.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, yine Meclis Başkanı diyor ki, “Yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyetin temel değerleriyle halkın temel değerlerini birleştirecektir.” Bakın, bu seçimle ilgili Meclis Başkanının değerlendirmesi bu. “Meclis, devletin temel değerleriyle halkın temel değerlerini bütünleştirecek bir cumhurbaşkanı seçecektir.” Bana söyler misiniz, gelmiş geçmiş cumhurbaşkanlarını bir düşünün, Atatürk mü milletin değerleriyle, devletin değerlerini birleştirmiyor idi? İsmet İnönü mü birleştirmiyordu? Celal Bayar mı birleştirmiyordu? Turgut Özal mı birleştirmiyordu? Demirel mi birleştirmiyordu? Bunların hiçbirisi için böyle bir değerlendirme ihtiyacı ortaya çıkmamıştır, şimdi ilk kez yeni bir Türkiye’ye hazırlanıyoruz ya (!) o yeni Türkiye’de yeni cumhurbaşkanı milletin değerleriyle devletin değerlerini birleştirecek insan olacakmış. Yani, bugüne kadar gelmiş olan olanların hiçbirisi bu birleşmeyi yapmamış. Onlar, hep devletin değerlerinin temsilcileriymiş, milletin değerleri yansımamış. Nedir o milletin değeri?
Değerli arkadaşlarım, devletimizin değerleriyle milletimizin değerleri arasında bir çelişki yaratmak isteyenler, bu memlekete en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. (Alkışlar) Milletimizin değerleriyle devletimizin değerleri arasında bir çelişki yoktur. Seksen yıllık cumhuriyetimiz içinde devletimiz de, milletimiz de aynı değerlerin etrafında kenetlenmiştir. Bizim hem millet olarak hem devlet olarak temel anlayışımız Atatürk milliyetçiliği anlayışıdır. (Alkışlar) Yani, Türkiye’de devletin temel değeri ile milletin temel değeri ne dediğiniz zaman, biz diyoruz ki, Atatürk milliyetçiliği, ama siz, Atatürk milliyetçiliğini milletin değeri değil diye bir başka anlayış etrafında bir şekillenmeye yapmaya kalkarsanız çok yanlış bir iş yapmış olursunuz. Atatürk milliyetçiliği devletin de, milletin de ortak değeridir. Başka nedir ortak değerimiz? Ulusal bağımsızlığımız, milli bağımsızlığımız ve milli egemenliğimiz, bunlar devletimizin de, milletimizin de temel değerleridir. Aynı şekilde ulusal bütünlüğümüz, milli bütünlüğümüz, yani 28 tane etnik kimlik, alt kimlik, üst kimlik, bunlar bizim milletimizin de, devletimizin de değerleri arasında yok. (Alkışlar) Milletimizin de, devletimizin de temel değerleri arasında var olan temel unsur ulusal bütünlük, milletçe biz bir bütünüz. Kökü kökeni ne olursa olsun, herkesin köküne kökenine saygımız var, ama milletçe bir bütünüz, bu bizim milli değerimizdir. Bu, bizim hem resmi değerimizdir, devlet değerimizdir hem de halkımızın, milletimizin bir temel değeridir. Ulusal bütünlüğümüz ve Türkiyemizin ülke bütünlüğü, vatan bütünlüğü, coğrafya bütünlüğü bu da bizim bir temel değerimizdir. Türkiye’yi parçalamak, bölmek, Türkiye’yi eyaletlere ayırmak, böyle bir değerimiz yoktur, milletimizin de yoktur, devletimizin de yoktur ve bir temel değerimiz, Türkiye demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. İnsanlarımızın ezici çoğunluğu Müslümandır. Bununla hepimiz iftihar ediyoruz. İnancımıza, o inancımızın altındaki kültürümüze, tarihimize, değerlerimize, imanımıza, ibadetimize milletçe sahip çıkıyoruz, devletçe de sahip çıkıyoruz. (Alkışlar) Bu konuda hiç kimsenin hiçbir tereddüdü olamaz, milletimizin ortak değeridir. O varlığımızla iftihar ediyoruz, inançlarımızla, mabetlerimizle, camilerimizle iftihar ediyoruz, Peygamberimizle iftihar ediyoruz, bütün dini kimliğimizle iftihar ediyoruz. (Alkışlar) Ama, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü esas alan, laik, demokratik, sosyal Türkiye Cumhuriyetiyle de iftihar ediyoruz. (Alkışlar) Böyle bir Türkiye Cumhuriyeti gibi devlet düzeni olan bir başka ülke yok, biliyoruz, ama biz, onlara gıpta etmiyoruz, biz onlara özenmiyoruz. Bizim laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti kimliğimiz bizim üstünlüğümüzdür. Bunun milletimizin diniyle, inancıyla, değerleriyle çelişen hiçbir tarafı yoktur. Bu Türkiye Cumhuriyeti milletimizin cumhuriyetidir. Milletle cumhuriyetimiz arasında bir ayırım yaratmak isteyenler, bu millete en büyük zararı verecek olanlardır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi bu tartışmaların ortasında yapılıyor. Bu tartışmalara yansıması var bu cumhurbaşkanlığı seçiminin. Bu kavramlar tartışma konusu olacak. Bu konularda ayrışmalar başlayacak, bu tehlikeli, bu iyi bir gidiş değil. Bırakın gelsin canım, alışır diye geçiştirilecek bir konu değil bu, değil değerli arkadaşlarım, değil. Kimse, şu kişinin, bu kişinin kişiliğiyle meşgul değil, hiç bizim böyle bir meselemiz yok. Biz, Recep Tayyip Erdoğan’la değil, Türkiye Cumhuriyetinin huzuruyla meşgulüz. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bakınız “iki Türkiye” tartışması buradan çıkıyor. Bakıyorlar, diyorlar ki, aa biz tek Türkiye var zannediyorduk, iki Türkiye varmış. Niye “iki Türkiye var” diyorlar? Tandoğan Meydanı’nı gördüler, onu yok sayıyorlardı, onun farkında değillerdi, Türkiye’yi…(Alkışlar) … Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’si zannediyorlardı, gördüler ki, bir Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’si de vardır. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, şimdi, kimse hata yapmasın. Aslında, Türkiye ‘de bir Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’si yok, Recep Tayyip Erdoğan var. İktidarda bir kadro ve onun bir zihniyeti var, onun hedefleri var, onun uygulamaları var, onun yarattığı bir tablo var, ama bu Türkiye tablosu değil. Bakınız, Recep Tayyip Erdoğan “Anayasayı değiştireceğim” diye gelmedi, halktan “laikliğe karşı çıkacağım” diye oy istemedi, tam tersine onu söylemedi. Geldi, şimdi o arayışlara giriyor. Gelirken ekonomisi iflas etmiş bir ülkenin rahatsızlıklarını dile getirerek, “Türkiye’yi yolsuzluktan kurtaracağım” diye geldi; boğazına kadar yolsuzluğa battı. (Alkışlar)
Şimdi, bir ayrı Türkiye. Yo, Türkiye değil, öyle ayrı bir Türkiye yok. Türkiye’de vatandaşlarımızın ezici çoğunluğu, tamamına yakını laik, demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti istiyor, Atatürk Türkiye’sini istiyor. (Alkışlar) Ona oy vermiş olanlar olabilir, ona oy vermiş olanların bir farklı Türkiye istediğini kabul etmek doğru değildir. Bakınız, bu seçim bunun için önemli. Bu seçim, bu seçimin getirdiği yeni tablo, yeni denge, basacağı düğmeler ve harekete geçecek olan süreçler, bir süre sonra Türkiye’yi, bu konularda ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakacak. Rahatsızlığımız oradan kaynaklanıyor. Bu kişilerin tercihine, takdirine bağlı bir iş değil. Yarın, belki Recep Tayyip Erdoğan kendisi şaşırmaya başlayacak, harekete geçirdiği süreçler öyle bir manzara ortaya koyacak ki, şaşıracaklar. Bakınız, gazetelerde görüyorsunuz, bir bakan “ee falanca çok oldu” diye şikâyet ediyor. Devlet kurumları birbirlerine karşı tuzak kurar hale geliyorlar. Ne var bunun altında?
Değerli arkadaşlarım, yarın siz de bunun tutsağı hâline gelirsiniz, yarın siz de bundan şikâyet edersiniz. Bunun çıkış yolu, Türkiye’de laik, demokratik cumhuriyeti halkın karşısına çıkarma arayışına yönelmiş olanları etkisiz kılmaktır. Tam tersine, halkla milletle devleti kaynaştırmayı, birleştirmeyi öngören bir anlayışı takip etmektir. Bugün bu cumhurbaşkanlığı seçiminin gündeme getirdiği ana sorun, ana konu budur değerli arkadaşlarım. Söz konusu olan cumhurbaşkanlığı değildir, söz konusu olan laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyetinin istikbalidir, geleceğidir. (Alkışlar) Meclis Başkanı diyor ki, bakınız “Yeni cumhurbaşkanı sivil, dindar ve demokrat bir cumhurbaşkanı olacak.”
Değerli arkadaşlarım, bizim, dindar bir insanın cumhurbaşkanı olmasına hiçbir itirazımız yoktur. Elbette insanlar istedikleri şekilde dini inançlarını gönüllerinde, ibadetlerinde, anlayışlarında, uygulamalarında elbette yaşayabilirler, yaşatabilirler, bundan daha doğal bir şey yok. Ama, bunu bir vasıf diye koymaya kalktığınız zaman size sorarlar, siz ne hakla, kimin dindar olup olmadığını belirlemeye kalkıyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz da insanları “dindardır, dindar değildir” diye bölmeye kalkıyorsunuz. (Alkışlar) Bakınız, değerli arkadaşlarım, ilk kez böyle birisi gelecekmiş. Peki, Turgut Özal dindar değil miydi? Süleyman Demirel dindar değil miydi? Ondan öncekiler dindar değil miydi? Bu ne biçim laf, bu ne anlayış? Daha şimdiden Türkiye çok tehlikeli bir ayrışmanın içine çekilmeye çalışılıyor. Daha seçilmedi cumhurbaşkanı, ama seçimin nasıl bir seçim olduğuyla ilgili bu söylem, Türkiye’yi şimdiden tahrip etmeye başlamıştır. Çok acı bir manzara değerli arkadaşlarım, çok acı bir manzara.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Meclis Başkanı, cumhurbaşkanı tanımını böyle yapıyor. Bu bölücülük değilse, nedir? Bu, Türkiye’nin devlet düzenini tahrip etmek değilse, bu nedir? Türkiye’nin toplumsal huzuruna mayın döşemek değilse, bu nedir değerli arkadaşlarım? Ne kadar acı bir manzara, daha dün bir, bugün iki.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir oluşum olacakmış, Başbakan da diyor ki, “bu oluşumun içinde kim gelirse gelsin, hepimizin görevi gelene hayırlı olsun demektir.” Eğer ülkeye hayırlı olacak birisi gelirse, elbette hepimiz hayırlı olsun deriz, ama kim gelirse gelsin hayırlı olur, bunca lafı dinledikten sonra artık bunu söylemek çok güçtür.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, şimdi Başbakan kararını almamış, işte olayım, olmayayım diye tartışıyor. Bu demin anlattığım süreç, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçiminin ne anlama geldiğini ortaya koyan tarihi siyasal süreçtir. Buna dikkatinizi çektim, asıl mesele budur. Bakınız, bu bizim şimdi yaptığımız bir tespit değildir, size, izin verirseniz, ta 3 Temmuz 2005 günü yaptığım bir uyarıyı hatırlatmak istiyorum. Bu, bugün başlamış bir süreç değil, 3 Temmuz 2005 günü biz, bu gidişi görerek şunları söylemiştik:
Bu Hükümet ve Sayın Başbakan, maalesef devletle toplumu karşı karşıya getirmeye çalışıyor, bunu o zaman söylemişiz.
Türkiye’de halk ve devlet çatışması yoktur. Bunu tahrik etmek fevkalade yanlıştır demişiz. Demişiz ki, halkın ezici çoğunluğu cumhuriyeti kuranlara büyük sevgi ve saygı duymaktadır. Cumhuriyete ve devlete içtenlikle sahip çıkmaktadır. Burada bir çatışma yaratma anlayışı fevkalade yanlıştır ve maalesef, iktidar fırsat bulabildiği ölçüde bu çabayı sürdürme yaklaşımı içindedir. Hükümetin cumhuriyetin kurumlarıyla ilişkisi cumhuriyetin özüne, temeline yönelik, cumhuriyetin kazanımlarına yönelik bir tehdit hâline dönüşmeye başladı, bunu görüyoruz demişiz.
İktidarın maskesini indireceğiz. Bilsin ki, bu yaptıklarının karşısında devleti değil, devletten önce halk, toplum ve bu millet yer alacaktır. İktidar, ya bu tutumundan vazgeçecek ya da bu yolda devam edecektir. Biz, bu uyarılarımızı yapmaya devam edeceğiz, ama iktidar bunu dikkate almazsa, yarın toplumun her kesiminden bu uyarıları almaya başlayacaktır ve bu tutumun bedelini Türkiye’ye de ödettirecektir.
Yine demişiz ki, bu konularda açıklama üstüne açıklama yapan yüksek yargının, üniversitelerin, toplumun, sivil kuruluşların, demokratik kuruluşların sözlerine değer vermezseniz, uyarılarına kulak vermezseniz bunun yol açacağı sorunlar, sıkıntılar asıl kaygı verici olarak kendisini gösterir. Birileri huzursuzluk yaratmak istiyorlar. Çok tehlikeli silahlarla oynuyorlar. Bunlara karşı mücadelenin ilk adımı bunu deşifre etmektir, biz bunu deşifre ettik, etmeye devam edeceğiz. Bu konularda ısrarlı olursa bilsin ki, bugün biz uyardık, yargıçlarımız uyardı, üniversitelerimiz uyarıyor, barolar uyarıyor, ama yarın toplumun her kesiminden uyarılar çıkacaktır ve halk, bu gelişme karşısında tavrını takınacaktır. İktidar, bu tutumun bedelini ödeyecektir.
Türkiye, sivil toplum, halkımız, demokratik kuruluşlarımız, cumhuriyeti, cumhuriyetin kazanımlarını sahipleneceklerdir ve buna yönelik tehlikeyi birlikte göğüsleyeceklerdir. Bu teşhislerimiz hak ettiği desteği, ilgiyi toplumda görmüştür. Ben, halka güveniyorum, ben millete güveniyorum, topluma güveniyorum, toplumun bu arayışları etkisiz kılacağına, bunları bertaraf edeceğine içtenlikle inanıyorum, güveniyorum.
O güvenim dolayısıyla da herkesi, aman dikkat diye uyarmaya devam ediyorum. Biz, bunları particilikten yapmıyoruz, vatanseverlikten yapıyoruz, Türkiye’yi sevdiğimizden, cumhuriyeti sevdiğimizden yapıyoruz. Türkiye’ye sahip çık diyoruz demişiz ve bu değerlendirmelerimizi şu çağrıyla noktalamışız:
Sevgili vatandaşlarım, sizlere sesleniyorum, lütfen bu memleketin kaderine el koyunuz. Bu memleketi ne yapacağı bilinmeyen böyle bir iktidarın keyfî kararlarına teslim etmeyiniz. Bu ülke sizindir, bu ülke bizimdir, bu ülke hepimizindir. Türkiye’yi bugünlere hep beraber getirdik, Türkiye’ye bundan sonra hep beraber sahip çıkacağız. Türkiye’nin kazanımlarını, devletimizin kazanımlarını, cumhuriyetimizin kazanımlarını, Türkiye Cumhuriyetinin kazanımlarını tehlikeye atabilecek bu sorumsuz gidiş karşısında bütün vatandaşlarımı, kadınları, erkekleri, gençleri, yaşlıları göreve çağırıyorum, Türkiye’ye sahip çıkmaya çağırıyorum. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bu çağrıyı temmuz 2005’te yapmışız. Geride iki yıla yakın süre içinde sürekli bunu millete anlatmaya çalıştık. Bunu anlatmayı başardığımızı memnuniyetle 14 Nisan günü Tandoğan Meydanı’nda gördük. Evet, bizim bu algılamamız, bu teşhisimiz toplumda giderek kabul gördü, halkımız, kadınlarımız, erkeklerimiz, gençlerimiz, yaşlılarımız sorumluluklarını üstlendiler ve “Türkiye’ye sahip çıkıyoruz” diye ortaya atıldılar. Bu fevkalade önemli bir dönüm noktasıdır. Sadece anayasal kurumların uyarıları değil, milletimizin takındığı bu tavrı herkes çok iyi değerlendirmelidir.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu toplantı çok çevreyi şaşırttı. Onların tahlillerinde böyle bir olay yoktu. Onlar diyorlardı ki, “Türkiye’de laiklik, demokratik cumhuriyet bir avuç statükocunun ya da entelektüelin özel meselesidir. Halk bu işlerle ilgili değildir. Böyle bir derdi yoktur. Biz, bu ortamda istediğimizi yaparız” diye düşünüyorlar idi. Ama, görmüşlerdir ki, Türkiye’de cumhuriyet anlayışının bir demokratik derinliği vardır. Millet, halk, toplum cumhuriyete sahip çıkma ihtiyacını hisseder ve bunu net bir şekilde ortaya koyar. Bakın, o gün çok büyük bir kalabalık orada toplandı. Oraya gelen insanlar yığma kalabalık değildi. Herkes niçin oraya geldiğini biliyordu. Herkes belli bir inançla, belli bir amaçla, belli bir kararlılıkla ve fedakârlılıkla oraya gelmişti. Oraya gelenler yalnız değillerdi, onların arkasında daha milyonlarca insan var. Herkes elinde cep telefonuyla oradaki gelişmeleri an an çevresine, oraya gelememiş olan insanlara aktarıyordu. O, Türkiye’nin sadece bir kesimi idi. Olayın Türkiye’de halkla, toplumla, milletle ilişkisini ortaya koyan bir örnekti.
Değerli arkadaşlarım, bu tablo fevkalade önemlidir. Bunu herkesin çok iyi kavraması lazım. Yani, artık Türkiye’de laiklik ve cumhuriyet sadece kurumların değil, milletin de sahipliği içindedir. Millet de buna kararlılıkla sahip çıkma noktasına gelmiştir. İşin bir boyutu budur. Yani, ben, kurumları dinlemem, üniversiteleri dinlemem, Silahlı Kuvvetleri dinlemem, yargıyı dinlemem, eski cumhurbaşkanını dinlemem, milleti dinlemem, sen kimi dinlersin? Canım, yetki bende. Beş yıl önce yapılmış seçimin sonucu bu tablo, ben bununla alır, götürürüm. Yapmayın, ne olur yapmayın. Yazıktır… Yazıktır, tehlikelidir, sakıncalıdır.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca işin bir hukuki boyutu da var. O hukuki boyut çok önemlidir, burada ona da işaret etmek istiyorum. Yani, Anayasanın 102’nci maddesini kimse yok sayamaz. Anayasanın 102’nci maddesinin birinci fıkrası çok açık bir biçimde cumhurbaşkanlığı seçiminin çerçevesini ortaya koymuştur. Birinci fıkra bir şemsiye fıkradır, cumhurbaşkanlığı seçiminin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir ve birinci fıkrada üç nokta net bir şekilde söylenmiştir.
Bunlardan birisi, Meclis toplantıda değilse derhal Meclis toplantıya çağırılır, yani kim yapacaksa onu göreve çağırıyor.
İki: “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla yapılır” demiştir, bu birinci fıkra, “Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki oy çokluğu ve gizli oyla yapılır.” Şimdi, bu maddenin fıkrası, üçüncü, dördüncü fıkralar turları tanzim ediyor. Turlarda üçte iki aranan tur var, salt çoğunlukla yetinilecek tur var. Onlar, adayın alması söz konusu olan oylarla ilgili düzenlemeler, yani seçilme yeter sayısı, ama 102’nin birinci fıkrasında belirtilen toplantı yeter sayısı. Şimdi, ben, “gerek yok, gerek yok 184’le bu iş halledilir” diyenlere şu soruyu soruyorum ve bunun cevabını istiyorum:
“184’le Meclis toplanır, bu seçim yapılır” diyenler, Anayasamızın 102’nci maddesinin birinci fıkrasındaki “cumhurbaşkanlığı seçimi üye tam sayısının üçte iki oy çokluğu ve gizli oyla seçilir” maddesini nasıl izah ediyorlar? O madde ne işe yarıyor? Canım, o madde fuzuli bir madde! Hayır, tekrar ya da bir temenniden ibaret, üçte iki ile seçilirse iyi olur anlamında yazılmış mı diyeceksiniz? Hukukta böyle bir şey var mı? O temenni değil, tanzim, düzenleme, bir şeyi koyuyor ortaya, “üçte iki oy çokluğu ile seçilir cumhurbaşkanı” diyor. “Bir kişi üçte iki oy çokluğunu almak zorundadır” demiyor, ama “üçte iki oy çokluğunun bulunduğu ortamda olur, toplantı halinde değilse Meclis toplanır” diyor, “gizli oyla olur” diyor. Turların tanzim edildiği o üçüncü, dördüncü fıkralarda, o turların gizli oyla yapılacağı söyleniyor mu? Hayır, söylenmiyor. Niye söylenmiyor? Çünkü, başta söylemiş. Nasıl gizli oyu söylemiyorsa, “üçte iki oy çokluğuyla seçilir” diyen o şemsiye birinci fıkranın o hükmü diğer turlarda da geçerlidir. Bu işin özüdür. Bu konuda sadece bu seçimle ilgili olarak değil, çok daha önceden görüşlerini yazmış, söylemiş çok değerli hukukçular var. Bu konu Anayasa Mahkemesine gider. Anayasa Mahkemesi bu konuda karar alır ve Türkiye şu anda öngörmediğimiz bir durumla karşı karşıya kalabilir. Bunun hesabının Başbakan tarafından yapılması lazım. Başbakan derhal bir uzlaşma anlayışı içine girmelidir. Bakın, tarihte nadiren bir insanın eline bir şeyi yapmayarak, ülkesine en büyük hizmeti yapma fırsatı geçer, nadiren. Şimdi, Sayın Tayyip Erdoğan’ın eline bir şeyi yapmayarak ülkesine en büyük hizmeti verme şansı geçmiştir. (Alkışlar)
Sayın Başbakan bu konuda cesur davranmalıdır, cesur. Cesaret, şimdi burada aday olmamayı göze alacak cesareti sergilemektir. Ben, Sayın Başbakanın bu cesareti sergileyeceğini umut ediyorum. Böyle davranması gerektiğine inanıyorum. Aday olmaktan vazgeçerse korktu derler, suçlarlar korkusunu kendi içinden atmalıdır. Böyle bir korkuya gerek yoktur, hiç korkmasın. Eğer, o konuda öyle bir korkusu varsa, o korkusunu izale etmek için ben kendisine yardımcı olacağım. (Alkışlar) Başbakanın korktuğundan değil, memleketin hayrını düşündüğü için aday olmadığını, onunla birlikte bütün Türkiye’ye anlatmaya çalışacağım, söz, sözüm söz, yeter ki aday olmasın. (Alkışlar) Ve derhal uzlaşsın.
Efendim, bugün konuşacak parti liderleriyle, hayırlı olsun, bu konuşmalardan olumlu bir sonuç çıkmasını diliyorum. Bizimle konuşmayacakmış. Sağ olsun, bu konuda bir talebimiz yok. Biz, kendi kişisel anlayışımızı yansıtmak için bir uzlaşma arayışında değiliz. Önemli olan, benimle, bizimle uzlaşıp uzlaşmaması değil, o meydanda 14 Nisan günü bir araya gelmiş olan bir milyon insanla uzlaşsın, onları anlasın, onları dikkate alsın, onları göz önünde bulundurarak kararını alsın. (Alkışlar)
Onlarla uzlaştığı zaman bizimle uzlaşmış demektir. Biz, sadece onların adına, onların ve henüz oraya yansımamış olan Türkiye’nin her yerindeki daha milyonlarca, Türkiye Cumhuriyetini sahiplenen insanlarımız adına düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Umarım, Sayın Başbakan tarihi bir sınav noktasındadır. Yanlış bir şey yapmaz, yapmaması gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum. Yapmayacağı umudumu da koruyorum, yapmayacağını düşünüyorum, akıl, mantık, sağduyu bunu gerektiriyor. Başbakanın bunu sergileyeceği umudunu hâlâ koruyorum. İnşallah, arzu ettiğimiz gibi bir sonuç ortaya çıkar, Türkiye bir gerilime, bir cumhuriyet krizine sürüklenmez. Hep birlikte bu krizi de başarıyla, demokratik bir şekilde, cumhuriyetimize de sahip çıkarak atlatırız.
Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 23 Nisan 1920’de TBMM’nin Açılışı, Çağdaş Türkiye’nin Kuruluşunun İlk Adımıdır...
Bu Meclis, önce cumhuriyeti, sonra demokrasiyi gerçekleştirmiştir.
İletişim Koordinatörlüğü (Ankara)- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınladı…
Genel Başkan Baykal’ın mesajı şöyle:
“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, cumhuriyetimizin kuruluşu, laik cumhuriyetin ana ilkelerinin belirlenişi ve çağdaş Türkiye’nin kuruluşunun ilk adımıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde çalışmalarına başlayan bu Meclis, önce cumhuriyeti, sonra demokrasiyi gerçekleştirmiştir.
Bugünkü anayasamızın temel ilkelerini esas alan bu anlayışın şekillenmesine önderlik eden Meclis’in koyduğu ilke ve anlayışlar, günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir, sürdürecektir.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının yıldönümünde, ülke ve ulus olarak ihtiyacını duyduğumuz laik eğitim, hoşgörü, toplumsal barış ve cumhuriyetin kazanımlarını kararlılıkla savunmanın yanı sıra her türlü bağnazlığa karşı mücadele etmek de temel ve asli sorumluluklarımız içerisinde yer almaktadır. Bu anlayışla, Meclis’imizin açılmasına önderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarını şükranla anıyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum”
CHP’nin Milletvekili Çıkaramadığı İl Kalmayacak...
05:58, 2007-Apr-22
.. Link
Genel Sekreter Yardımcısı Hacaloğlu başkanlığında 12 milletvekili Nevşehir ve Aksaray’da seçim çalışmalarına başladı.
İletişim Koordinatörlüğü (Aksaray-Nevşehir)– CHP’nin milletvekili çıkaramadığı il kalmayacak. Bu anlayışla CHP’nin milletvekili çıkaramadığı illere yönelik geziler devam ediyor.
Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu başkanlığında 12 milletvekilinden oluşan CHP heyeti Nevşehir ve Aksaray’ı kapsayan 3 günlük seçim çalışmalarına başladı.
Çalışmalarını bugün Nevşehir’de sürdüren CHP Heyetinde Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul milletvekili Algan HACALOĞLU, PM Üyesi ve İstanbul milletvekili İsmet ATALAY, PM Üyesi ve Aydın milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU, PM Üyesi ve Mersin milletvekili Ali OKSAL, PM Üyesi ve Tokat milletvekili Feramüz ŞAHİN, PM Üyesi ve Tekirdağ milletvekili Enis TÜTÜNCÜ, Muğla milletvekili Ali ARSLAN, Antalya milletvekili Atila EMEK, Manisa milletvekili Hasan ÖREN, Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN, Muğla milletvekili Ali Cumhur YAKA ile Mersin milletvekili Şefik ZENGİN bulunuyor.
Günboyu KOZAKLI, HACIBEKTAŞ, GÜLŞEHİR, MERKEZ AVANOS, ÜRGÜP, ACIGÖL, DERİNKUYU ve Büyük Beldeler ile merkezde çalışmalarını sürdürecek olan milletvekilleri 21 Nisan günü Aksaray’a geçecek.
Çalışmalarını 22 Nisan günü de sürdürecek olan milletvekilleri parti örgütleriyle birlikte sivil toplum kuruluşları, meslek birlikleri dahil toplumun örgütlü örgütsüz tüm kesimleriyle birebir, yüz yüze görüşecek ve akşam Ankara’ya dönecek.
CHP Heyeti Malatya’ya Gitti...
05:56, 2007-Apr-22
.. Link
Malatya’da 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi üzerine CHP olayları yerinde incelemek, değerlendirmek ve gerekli temaslarda bulunmak üzere Malatya’ya bir heyet göndermeyi kararlaştırdı
Genel Başkan Deniz Baykal’ın talimatı üzerine Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen başkanlığında bir heyet oluşturuldu.
Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, MYK Üyesi ve Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı, Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu ile Muharrem Kılıç’tan oluşan CHP Heyeti bugün Malatya’ya gitti.
CHP Heyeti Malatya’ya Gitti
Malatya’da 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi üzerine CHP olayları yerinde incelemek, değerlendirmek ve gerekli temaslarda bulunmak üzere Malatya’ya bir heyet göndermeyi kararlaştırdı
Genel Başkan Deniz Baykal’ın talimatı üzerine Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen başkanlığında bir heyet oluşturuldu.
Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, MYK Üyesi ve Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı, Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu ile Muharrem Kılıç’tan oluşan CHP Heyeti bugün Malatya’ya gitti
Bilgilerinize
Saygılarımızla.
{ Önceki Sayfa } { Sayfa 1 / 2 } { Sonraki Sayfa }
|